Dolar 18,6284
Euro 19,4070
Altın 1.047,30
BİST 4.923,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Çok Bulutlu
İstanbul
14°C
Çok Bulutlu
Sal 16°C
Çar 16°C
Per 15°C
Cum 14°C

Konservatif Diş Hekimliği ve Endodonti hakkında

Diş çürüğü, dişlerin mine, dentin ve sement sert dokularında koyu veya opak (beyaz) boşluklar şeklinde ortaya çıkan hastalıklara verilen isimdir.

Konservatif Diş Hekimliği ve Endodonti hakkında
REKLAM ALANI
A+
A-
06.06.2021
125
ABONE OL

Diş çürüğü

 

ARA REKLAM ALANI

Bakteriler, ağızda bulunan yiyecek artıklarından gerekli besin maddelerini almak için asit salgılarlar. Bu asitler dişlerin mineral dokusunu bozar ve diş minesini parçalayarak diş çürümesine ve diş hekimlerinin “boşluklar” olarak adlandırdıkları duruma yol açar.

Asitli veya şekerli yiyecekleri çok tüketen ve su kaynağı düşük düzeyde florür taşıyan kişiler, diğerlerine göre diş çürümesi tehlikesi altındadır. Tükürük, bakterilerin ürettiği asitlere karşı doğal bir savunma mekanizması sağlarken, tek başına boşlukları önleyemez. Tükürük akışını ve miktarını azaltan hastalıklar veya ilaçlar çürük oluşumunu hızlandırır. Diş hekimlerinin sıklıkla şekersiz sakız tavsiye etmesinin nedeni tükürük akışını arttırmasıdır.

Diş Çürümesini Önlemek İçin Neler Yapılabilir?

Kahvaltıdan sonra, yatmadan önce dişleri fırçalamak ve düzenli olarak diş ipi kullanmak en etkili yöntemlerdir. Yiyecek parçacıkları daha çok dişlerin çiğneme yüzeylerinde ve dişlerin birleştiği yerde toplandığı için küçük başlı diş fırçaları tercih edilmelidir. Dişlerin iç, dış ve çiğneme yüzeyleri ile dilin üstü fırçalanmalı; diş araları için diş ipi kullanılmalıdır. Diş fırçaları orta veya yumuşak sertlikte olmalı ve periyodik olarak değiştirilmelidir. Fırçanın kılları yıpranmamalı, bakteri barındırmayan bir ortamda muhafaza edilmelidir. Florürlü ağız gargaraları, antiseptik etkiye sahip oldukları ve ağız kokusuyla savaşırken taze ve temiz bir his sağladıkları için fırçalamaya yardımcı olabilir.

Ana öğünlerde şekerli ve asitli besinlerin tüketilmesi ve öğün aralarında yemekten kaçınılması da önleyici tedbirlerdir. Günümüzde diş çürüğü eskisinden daha sık görülmektedir. Örneğin araştırmalar göstermiştir ki, daha önceki uygarlıklarda insanlarda diş çürüğü oranı %5’i geçmezken, günümüzde bu oran %95’e ulaşabilmektedir. Bunun nedeni beslenme alışkanlıklarının değişmesidir. Daha önceki uygarlıklar sert ve doğal besinlerle beslendikleri için dişlerde doğal bir temizlik meydana gelirdi. Günümüzde hazır gıda endüstrisinin büyümesiyle birlikte bu tür gıdaların tüketimi de artmıştır. Bisküvi, şeker, çikolata ve kola gibi kolay ulaşılabilen yiyeceklerin tümü dişlere yapışan ve bakterilere neden olan maddelerdir; diş çürüğünün artmasının ana nedeni olarak kabul edilirler. Diş hekimine periyodik ziyaretler, bir boşluğu önlemenin veya teşhis etmenin en iyi yoludur. Dişlerin sıcağa ve soğuğa karşı hassas olduğu, ağrıdığı, tebeşirimsi veya kahverengi renkte erken dönem çürükler ve çöküntüler gösterdiği durumlarda zamanında diş hekimine başvurmak tedavi sürecini değiştirecek ve zorluk derecesini azaltacaktır.

Diş çürümesini önlemenin bir başka yolu da diş elemanlarının güçlendirilmesidir. Dişleri güçlendirmek için kullanılan en güçlü malzeme “flor” bileşikleridir. Floro bileşikleri gelişme aşamasında olan veya ağızda yeni çıkmış dişlere uygulandığında dişlerin içine nüfuz ederek çürümeye karşı daha dirençli bir diş yapısı oluştururlar. Floro bileşiklerinin çürümeyi önleyici etkisi dört şekilde gerçekleşir:

  • İçme suyuna belirli oranlarda floro bileşikleri ekleyerek,
  • Çocuğa piyasada satılan diyet florür tabletlerinin verilmesi,
  • Sofra tuzu, diş macunu veya gargaralarda bulunan floro bileşiklerinden yararlanarak,
  • Diş hekimi dişlere florür jeli sürüyor.

Bunlardan en kolayı 3 yaşından itibaren sabah ve yatmadan önce dişleri florürlü diş macunu ile fırçalamak ve 6 yaşından sonra florlu gargara kullanmaktır. Örneğin çoğu bölgede, içme suyunun flor içeriği ve diyetle alınan miktarlarla ilgili net bir standart çalışma yoktur. Florür vücut için gerekli bir elementtir. Ancak fazla alımı diş renginde değişikliğe veya kemiklerde deformasyona neden olabilir. Bu nedenle diş macunu ve gargara dışında kullanımı mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır.

DİŞ TEDAVİSİ

Diş çürüğü, travma ve çeşitli genetik ve immünolojik hastalıkların neden olduğu diş tahribatının tedavisi temel olarak iki alana ayrılır: Konservatif ve Endodontik.

KONSERVATİF DİŞ TEDAVİ UYGULAMALARI

 

Konservatif diş tedavileri, dişlerin görünen, mine ve dentin bölgelerine yönelik operatif tedavilerdir. Bu tedavilerde, diş hekimliğinde kullanılan özel teknolojik aletler kullanılarak dişin çürümüş veya başka bir şekilde bozulmuş bölgesi temizlenir ve uzaklaştırılır. Dişin kalan sağlıklı kısmı daha sonra özel malzemelerle izole edilir ve dişin doğal yapısı taklit edilerek dolgu malzemeleri ile restore edilir. Bugüne kadar pek çok kalıcı dolgu materyali kullanılmakla birlikte günümüzde en yaygın kullanılanları amalgam (metalik) ve kompozit (beyaz) dolgulardır.

Amalgam Dolgular (Metalik Dolgular)
Amalgam dolgular gümüş dolgular olarak da bilinir. Amalgam, gümüş, kalay ve bakır alaşımlarının cıva ile karıştırılmasından elde edilir. Karışımın %45-50’sini oluşturan cıva, metalleri birbirine bağlayarak dayanıklı bir dolgu malzemesi oluşturur. Amalgam dolgular diş hekimliğinde 150 yıldır kullanılmakta ve geliştirilmiştir ve günümüzde hala sıklıkla kullanılmaktadır. Amalgam dolguların kullanılmasının başlıca nedenleri zararsız, uzun ömürlü ve ucuz olmalarıdır. Kısa sürede kolayca hazırlanıp uygulanabilmeleri diğer avantajlarıdır.

En büyük dezavantajları ise cıva gibi toksik bir madde içermeleri ve estetik olmamasıdır. Bugüne kadar dolgulardaki civanın toksisitesi ile ilgili araştırmalarda bir fikir birliğine varılamamıştır. Birçok araştırmacı, çiğneme ve öğütme işlemlerinden sonra dolgulardan salınan cıva miktarının su, hava ve yiyeceklerden tüketilenlere göre çok daha az olduğunu belirtmişlerdir. Cıvanın neden olduğu düşünülen bazı hastalıkların amalgamların çıkarılmasıyla iyileştiği iddia edilse de bilimsel bir kanıt bulunamamıştır.

Diş Renginde Dolgular (Kompozit Reçine)

Kompozit Reçine Nedir?

Kompozit reçine, silikon dioksit parçacıkları içeren plastik bir karışımdır. Diş renginde olduğu için “beyaz dolgu” olarak adlandırılır. 1960’lı yıllarda sadece ön dişlerde kullanılsa da materyali oldukça gelişmiş olduğu için daha az aşındırıcı ve çiğneme basınçlarına karşı daha dayanıklı hale gelerek arka dişler için de uygun hale gelmiştir.

Kompozit dolgular nasıl yapılır?

Hazırlanan kavitelerin üzerine katman katman kompozit dolgular yerleştirilir, her katman özel bir ışıkla sertleştirilir. Bu işlem tamamlandıktan sonra kompozit dolgular dişe uygun olarak şekillendirilir ve düzeltilir. Tüm bu işlemler amalgam dolgulara göre daha uzun sürer. Son zamanlarda kompozit dolguların dayanıklılığı ve ömrü amalgam dolgulara yakın hale gelmiştir.

Kompozit dolguların en büyük avantajı estetik olmalarıdır. Ayrıca bu dolgular dişlere güçlü bir şekilde bağlandığı için diş dokularını destekler ve kırılmalarını ve ısı iletmelerini engeller. Kompozitler sadece boşlukları onarmak için kullanılmazlar, aynı zamanda dişlerin rengini ve şeklini değiştirmek için kozmetik etkileri için de kullanılabilirler. Başlıca dezavantajı, uygulandıktan sonra bölgede hassasiyet olmasıdır. Kahve veya çay gibi boyanan ürünlerin tüketimi ile dolguların rengi biraz değişebilir.

Kompozitlerle aynı seansta polisaj da yapılabilir. Ancak büyük restorasyonlarda veya birden fazla diş için seri restorasyonlarda hastayı bir kez daha kontrole çağırmak ve gerekli düzeltmeleri yapmak estetik ve işlevsellik açısından daha iyidir.

Bu malzemelerle ön dişlerdeki büyük kayıplar geri yüklenebilir. Bu nedenle hastalara çiğneme sırasında dikkat edilmesinin restorasyonun ömrünü uzatacağı anlatılmalıdır. Ne kadar iyi cilalanırsa cilalansın özellikle ön dişlerdeki dolguların bazı yiyecek veya içeceklerle boyanabileceği de unutulmamalıdır. Aşınmış dişlerin restore edildiği hastalarda daha yumuşak diş fırçalarının önerilmesi ve fırçalama tekniklerinde düzeltmeler yapılması önemlidir.

ENDODONTİK TEDAVİ UYGULAMALARI

 

Endodonti, dişin pulpasına kadar ilerlemiş problemlerle ilgilenen diş hekimliği dalıdır. Endodontik tedavi denilince akla ilk olarak kanal tedavisi gelir. Kanal tedavisi genellikle diş tedavileri arasında en korkulanıdır. Dişin ağızda görünen kısmına taç, ağızda görünmeyen kemiğin içinde kalan kısmına ise “kök” adı verilir. Dişler birkaç katmandan oluşur. Kronun en dış tabakasına veya ağızda görünen kısma mine denir. Vücudumuzdaki en sert dokulardan biridir. Diş etlerinin altında bulunan ve etrafı kemikle çevrili olan dişin kök kısmı sement tabakası ile kaplıdır. Mine ve sement tabakalarının altında dentin tabakası bulunur. En büyük katmandır ve mineden farklı olarak sinir uçlarını içerir. Bundan,

Dentin tabakasının altında diş pulpası bulunur. Dişin sinirlerinin ve damarlarının bulunduğu yer burasıdır. Pulpa, dişin sürmesinde ve gelişiminde önemli bir rol oynar. Diş çıktıktan sonra pulpa, dişin yaşayabileceği sorunları ağrı mekanizması aracılığıyla iletir. Pulpa dişin merkezinde ve kök kanallarında bulunur. Dişi besleyen bağlantı dokuları kan damarları ve sinirlerden oluşur. Diş olgunlaştıktan sonra pulpa, pulpa odasından veya kök kanallarından güvenli bir şekilde çıkarılabilir. Halk arasında kanal tedavisi olarak adlandırılan endodontik tedavi, pulpanın bulunduğu yerden uzaklaştırılması işlemidir.

Semptomlar neler?

Soğuk veya sıcak yiyecek ve içeceklerin neden olduğu dişlerde ağrı ve hassasiyetin yanı sıra yemek yerken oluşan ağrı bir enfeksiyon veya enfeksiyonun başlangıcını gösterebilir. Dişlerdeki aşırı renk değişiklikleri de enfeksiyon belirtisi olabilir. Çürümenin pulpaya ulaştığı ancak tedavi edilmediği dişlerde enfeksiyon, kök apeksinden çene kemiğine geçerek küçük veya daha büyük şişmelere neden olabilir. Bu gibi durumlarda diş tedavileri ile birlikte antibiyotik kullanımı uygundur. Genel kanı yüzde şişlik yapan dişin, şişlik azaldıktan sonra çekilmesi gerektiğidir. Ancak, bu çok modası geçmiş bir kavramdır. Ciddi bir enfeksiyona neden olan dişler bile kanal tedavisi ile bozulmadan kalabilir ve diğer sağlıklı dişlerin yanında birkaç yıl hizmet edebilir.

Dişin durumuna göre bir veya iki seansta kanal tedavisi yapılabilir. Enfekte bir diş için, enfeksiyonun tamamen ortadan kalktığından emin olmak için birkaç seans gerekli olabilir. Tedavi, dişin konumuna bağlı olarak zorluklar doğurabilir. Bir dişte çok sayıda ve kavisli kanallar da tedaviyi zorlaştırabilir. Komplike olmayan bir kanal tedavisi genellikle tek seansta tamamlanır. Kanal tedavisi tamamlandıktan sonra diş, gerekirse kuron veya dolgu ile restore edilebilir.

Kanal tedavisi sonrası, özellikle canlı dişlerin tedavisinden sonra, dişe baskı uygulandığında veya birkaç gün dayanılabilir bir ağrı kendini gösterebilir. Kanal tedavisi sonrası normal bir ağrıdır. Tedavi edilen dişin birkaç gün korunması ağrıyı önleyecektir. Halihazırda yapılan kanal tedavilerinde başarı oranı %90’dır.

REKLAM ALANI
ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.